Atmosferdeki metan, kendi kendine yok olmaz. Hidroksil radikali (OH) adı verilen oldukça reaktif bir molekül tarafından aktif olarak parçalanır. Bu molekül, adeta atmosferin temizlik görevlisi gibi çalışarak metanı su buharı ve karbondioksit’e dönüştürür. Ancak hidroksil radikalinin ömrü bir saniyeden azdır ve sürekli olarak yeniden üretilmesi gerekir. Bu üretim sürecinin en önemli bileşenlerinden biri de azot oksitlerdir; yani 2020’de araçlar garajlarda kalıp fabrikalar sustuğunda seviyesi ciddi şekilde düşen kirleticiler.
COVID-19 metan emisyonları Neler Sunuyor?
Araştırmaya göre, 2020’deki kilitlenmeler sırasında azot oksit seviyelerinin küresel olarak %15-20 oranında düşmesi, hidroksil radikali üretimini yavaşlattı. Yeterli temizlik görevlisi olmayınca, normalde yok edilecek olan metan molekülleri atmosferde daha uzun süre kaldı. Bilim insanları, 2020’de gözlemlenen metan artış oranındaki büyük sıçramanın yaklaşık %80’inin bu durumdan kaynaklandığını tahmin ediyor. Kısacası, havamız ne kadar temizlenirse, metan o kadar uzun süre gezegeni ısıtmaya devam etti.

Metan artışının %80’i atmosfer kimyasındaki değişimle açıklansa da, geri kalan %20’lik kısım ve takip eden yıllardaki artışlar, yerden kaynaklanan gerçek emisyonlardaki bir yükselişten geliyordu. Araştırma ekibi, bu emisyonların kaynağını bulmak için uydu verilerini ve yer izleme istasyonlarından gelen tonlarca veriyi inceledi. Metanın farklı izotopik imzaları vardır. Fosil yakıtlardan (doğal gaz sızıntıları gibi) gelen metan daha ağır olan karbon-13 izotopunu içerirken, mikroplar tarafından (sulak alanlar, çiftlik hayvanları) üretilen metan daha hafif olan karbon-12 açısından zengindir.
Analizler, pandemi sırasındaki artışta atmosferdeki metanın önemli ölçüde hafiflediğini gösterdi. Bu, artışın endüstriyel kaynaklardan değil, biyojenik kaynaklardan, yani mikroplardan geldiğinin en büyük kanıtıydı. Bununla birlikte, pandeminin zamanlaması nadir bir meteorolojik olay olan La Niña’nın üç yıl üst üste yaşandığı bir döneme denk geldi. Bu durum, özellikle tropikal Afrika ve Güneydoğu Asya’daki sulak alanlarda rekor düzeyde yağışa ve genişlemeye neden oldu. Oksijensiz bu ortamlarda gelişen metanojen mikropları, normalden çok daha hızlı bir şekilde metan üretmeye başladı.
Bu çalışma, iklim politikaları için önemli bir zorluğu, yani temiz hava paradoksunu gözler önüne seriyor. Fosil yakıtlardan uzaklaştıkça ve şehirlerimizdeki hava kalitesini iyileştirdikçe, azot oksit seviyeleri doğal olarak düşecektir. Bu, halk sağlığı için harika bir haber olsa da, atmosferin metanı temizleme kapasitesini de azaltacaktır. Bu nedenle araştırmacılar, bu etkiyi dengelemek için insan kaynaklı metan emisyonlarını daha önce düşünülenden çok daha agresif bir şekilde azaltmamız gerektiğini vurguluyor.
COVID-19’un metan emisyonları üzerindeki bu karmaşık etkisi, aslında çevre politikalarının ne kadar dikkatli ve bütüncül bir yaklaşımla ele alınması gerektiğini bir kez daha gösteriyor. Sadece belirli bir kirleticiye odaklanmak yerine, atmosferdeki farklı gazlar arasındaki etkileşimleri ve bunların uzun vadeli sonuçlarını anlamak, sürdürülebilir bir gelecek için kritik öneme sahip. Aksi takdirde, iyi niyetle yapılan bir eylem, beklenmedik ve olumsuz sonuçlar doğurabilir.
